YUNUS EMRE KİMDİR?

1238'de doğmuş, 1320'de sonsuzluğa göçmüştür.

 

Şair ve derviştir. Zihnini ve gönlünü yoğuruşu açısından sufi, mutasavvıf, ve daha da kapsayıcı perspektiften bakmak gerekirse mistik olarak tanımlanabilir.

 

Türkiye'de edebiyata güçlü etkileri olmuştur.

 

Sufizm'in Anadolu'daki önemli temsilcilerindendir. Rivayete göre Tapduk Emre'nin dergahında erenlik yolunda 40 yılını geçirmiştir. Mevlana Celaleddin Rumi ile birlikte Tasavvuf Edebiyatı'nın ustaları arasında gösterilir.

 

Derin hissiyatla ördüğü ilahi aşk ve kader temalı şiirleriyle öne çıkar. Hece ölçüsü, açık ve anlaşılır ifadeler kullanarak yazdığı şiirleri ile Anadolu Halk Şiiri'nde kendine yer edinmiştir. 1910'lar sonrasından başlayarak cumhuriyetin kurulduğu dönemde Divan Şiiri geleneğinin sona erdiği ve Türkiye'de edebiyatın kendine yeni kimlik bulduğu geçişin şekillenmesinde kilit rol oynamıştır.

 

Kaynak: Brittanica (italik kısım hariç)

 

FAYDALI SAYFALAR

 

Wikizero / Yunus Emre

YunusEmre.Net

Yunus Emre Televizyon Dizisi

EKŞİSÖZLÜK’TEN SEÇKİLER

 

Yüzyıllar öncesinden duru, akıcı bir Türkçeyle, ve kendini bulmuş bir ezgiyle kanatlanmış düşüncelerin insanı.

@otisabi

 

Tassavuf edebiyatının ağır toplarındandır. @ilaa2

 

Halkının yüreğinde yaşayıp halkının yüreğine gömülmek istercesine, şiirlerinden bile sağlığında tensel varlığını silip atmış, kimliği üstüne ipucu bırakmamıştır.

@huger

 

“Şeriat, tarikat, marifet, hakikat” olmak üzere tam dört ilkeden bahsetmektedir.

@spincrus

 

Hak ve halk dostu, sözü evrensel bir hak ozanıdır.

@homer

 

'Ego' denen ve insanın kalbini sarmış durumda olan şeyden kurtulmuş ender insanlardandır. Tek cümle; ama hiç bitmeyen kelimelerden oluşur.

@meengu

 

Yunus der ki: ‘Ey hoca istersen var bin hacca

hepisinde iyice, bir gönüle girebilmektir.’  @lovebist

 

İki kelime ile özetlemiştir herşeyi!
“Sevelim sevilelim...”

@karaalioqlu

 

Birçok alternatif tarihçi, Yunus Emre'nin Kürt olduğunu çeşitli kitaplarında altını çizerek belirtmiştir.

@perer

 

“Allah'tan kork” cümlesine yer vermemiştir. Sevgiyi öncüllemiştir.

@arzkara

 

Rüya gördüğü dili, anadili kılandır. "Cevapsız dil söylenir, nice bilsin bu lisan?"

@slazenger

 

Aşkın sesidir...

@zaman sokaklarda kayboluyordu

 

Risaletü'n Nushiyye (öğüt kitabı) ve Divan-ı İlahiyat (şiir) olmak üzere bilinen iki eseri vardır.

@senelerdirokuyoruzbiyazamadik

 

Büyük insan, hakiki derviş, ulu bilge.

@cinnet mustatili

 

Mevlana, sözü; Yunus, özü söyler.

@kronikduzelmez

 

Dil kursuna giderken Hindistan'da din felsefesi öğrenimi görmüş bir İngiliz hoca sınıfa “en çok sevdiğiniz tarihi şahsiyet kim” diye sordu. Sınıftakiler de %70 Atatürk, %20 padişah, %10 diğerleri olmak üzere cevapladılar. Bunun üzerine İngiliz hocanın eli kolu titremeye ve sinirlenmeye başladı.

En sonunda da patlayıverdi: ''Yunus Emre gibi bir kişiye sahip olduğunuz halde, neden bu kadar asker kafalısınız? Yıllardır bu soruyu sorarım, herkes aynı cevabı veriyor fakat kimse Yunus Emre demiyor. Bu korkunç bir şey.''

@kothbiro

 

Felsefesi tüm insanlığa hitap eder:

 

'Elif okudum ötürü

Pazar eyledim götürü

Yaratılanı severim

Yaratandan ötürü'

 

diyerek insan sevgisini dile getirmiştir.

@ceylin

 

Yunus Emre basit bir mistik, gözü hiçbir şey görmeyen meczup bir mutasavvıf değil, Babai isyancılarının kültürünü taşıyan, isyancı kuşağın yenilgisi sonrasında yaşamış bir halk adamıdır. "Yediği yoksul eti, içtiği yoksul kanı" olan beylere yüklenmesi, ölüm karşısındaki eşitliği, mal-mülk hevesinin boşluğunu anlatması hep bu düşüncenin neticesidir. Ne yazık ki bu topraklarda sosyalistler değil gerici muhafazakarlar sahipleniyor onu. @cibiliyetsizin teki

 

"Yunus'un meşhur 'çıktım erik dalına' dizeleri metafizik ilimlerde izlenecek yanlış bir metodun doğuracağı yanlış sonuçlara işaret eden nefis sözlerdir. Yani, üzüm yemek isteyen kimsenin erik ağacına çıkması daha baştan yaptığı büyük metodik hatadır. Üstelik erik ağacı diye çıktığı da erik ağacı değil ceviz ağacı olunca tam bir hata üstüne hata durumu yaşanacaktır. Bu tam bir kaos ve belirsizlik durumudur. Tanrıyı yanlış yollarda

aramanın ve orada bulduğunu zannetmenin şiir diliyle özetle ifadesidir Yunus'un sözleri. Bize göre yüzlerce sayfalık bir felsefe metnine eşdeğerdir bu sözler."

Mahmud Erol Kılıç

@belesptribinebandim

 

Dertliydi Yunus Emre, çünkü bütün

insanlığın yükünü, insan kardeşlerinin derdini kendi omuzlarında çekiyor, acılarıyla yüreği yanıyor, ölümleriyle azalıyor, doğumlarıyla çoğalıyordu. Kendini başka insanlarla öylesine özdeşleştirmişti ki... Kendi yok olmuş, silinmiş, bu dünyada ancak başkaları yaşar olmuştu.Ya da Yunus Emre başkaları adına yaşayan bir temsilci.

@gecetavugu

 

Anadolu'nun orta yerinden, halkın bağrından dünyaya seslenen; halkı seven, halkın sevdiği olan; halkın ağzından konuşan ve halkı kendi ağzından konuşturan; Türkçe, İnsanca ve Yunusça olmanın sırrını, yani gerçek şiirin sırrını bulan; yüreğini, düşüncesini ezenlere karşı ezilenlerden yana koyan; sevgiyi, insanlığı yücelten, Tanrı'yı alçakgönüllere, insanlığa, sevgiye indiren; insanları birliğe, dirliğe, doğruluğa, barışa çağıran, yaşamayı seven ama ölümden korkmayan; kendini, çevresini, çağını, dinini aşmasını, küçük kaygılardan kurtulup büyük kaygılara yönelmesini bilen; şairler şairi, insanlar insanı, garipler garibi, dostlar dostudur.

@poivre

 

Kişiliğini ve çektiği sıkıntıları anlayabilmek için yaşadığı devir hakkında bilgi sahibi olmanın elzem olduğu ozan. Haçlı seferleri, Moğol akınları, çeşitli isyanlar ve saltanat kavgaları ile kaynayan Anadolu'yu karış karış gezen Yunus, varlığını Anadolu'da birlik beraberliğin

kurulmasına adadı. Tüm beylikleri dolaştı, onlara dayanışmanın önemini anlattı. Daha gençlik yıllarında bilinmez sebeplerin, dermansız dertlerin içinde kayboldu. Dertlendikçe hüznüne, yalnızlığı arttıkça dermanına boyun eğer oldu. Yaradan'a vardıkça dertlilere yoldaş oldu. Yunus Emre'nin kişiliğini, şiirlerini, manevi dünyasını şekillendiren bu devir, çok karışık ve insanların büyük acılar çektiği bir dönemdi. Kendi hayat yolculuğunda karşılaştığı sıkıntıları eserlerine işledi.

@seylan

 

Felsefesinin altındaki en temel görüş tanrının birliği prensibi ve bunun ontolojik statüsüdür. Buna göre gerçek bir, ya da birin gerçekliği tanrıdır. O, varlığın ta kendisidir. Evrendeki her varlık, aslında kendi yeteneğinin izin verdiği ölçüde onu yansıtmaktadır. Evrenin yaratılışı onun kendi içine kapalı bir hazine olmaktan çıkarak “bilinmeyi arzu edişi" ile alakalıdır. Bu görüşe vahdet-i vücûd adı verilir.

Böyle bir görüşün, bir tür panteizm (kamutanrıcılık) şeklinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceği tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Bazıları ise, buna panteizm yerine panenteizm (her şey tanrıdacılık) demeyi tercih etmektedirler.

 

Öte yandan metafizik görüşlerden yola çıkan Yunus Emre, Platon'un 'ide'si yerine sevgiyi, özellikle de insan sevgisini koymakla felsefi boyutu terkeder görünmektedir.

@andrew

 

Dini aşk olan, aydınlanmış insan.

 

Gerçekle söylentilerin iç içe geçtiği hayat hikayesi, yüzyıllar boyu ortaya çıkmış Yunus karakterleri kendisi hakkında kapsamlı bir fikir veremese de geride bıraktığı şiirler ihtiyacımız olan bilgilerden çok daha fazlasını vermekte aslında. Onu diğer bütün Sufi erenlerinden fersah fersah ayıran; hümanist, toplumcu ve mistik oluşudur. Yani aslında kendisini tasavvuf felsefesi içinde çok özel bir yere koyar.

 

Dini aşk olan bir garip, aşık derviş. Gerisi de gerekmez bize zaten, onu anlamak için yürek yeter.

@mistaken identity

 

Bütün şiirlerinde farklılıkları anlayışla karşılamış, bütünleşmeyi, hoşgörmeyi, sevmeyi öğretmeğe çalışmıştır. Bu yönleriyle Alevi-Bektaşi Edebiyatı temsilcileri onu pirleri kabul ederler.

Yunus Emre, mezhepler üstüdür.

...

Onun sanatında didaktizm (öğreticilik), doğal anlatım, aşıkane eda ile şiir dilinde eritilmiştir. Eserlerinde içerik kendine özgüdür. Şiirlerindeki ses ve ahenk yüksek düzeyde, söyleyiş özgündür. Onun 750 yıl önce açtığı çığır çağlar boyu devam etmiş, kendinden sonra gelen aşıkları etkilemiştir.

Velayetname'deki menkıbelere dayanarak sünni kesim de onu kendinden görmüştür.

...

Prof. Dr. Erman Artun

@libertarian

 

Yunus Emre'ye göre, elde tespih, dilde dua, herşeyden elini eteğini çekmiş insanlara yakıştırılan dervişlik, sonradan ortaya çıkan bir sapmadır. Bağnazlık ve körü körüne kaderciliği ortadan kaldırmak, insanlık yolunda çaba göstermek gerekmektedir. Onda yaşama çoşkusu ve sevinci görülür.

 

Dervişlik dedikleri

Hırka ile taç değil

Gönlünü derviş eden

Hırkaya muhtaç değil

 

İnsanın kendi benliğindeki yaradanına ulaşabilmesi için kendi benliğini seyretmesi gerektir. Benliğinde gizli ve örtük olan yaradan değil, insandır.

 

Bende baktım bende gördüm benim ile bir olanı

Suretime can olanı kimdurur (ben) bildim ahi

Ben bunda seyreder iken, acep sırra erdim ahi

Bir siz dahi sizde görün, dostu bende gördüm ahi

 

Yunus Emre, insanoğlunun yıkıcı, zalim, hoyrat, kaba taraflarını törpüleyip, kendini kendi tehlikesinden geri çekmenin lüzumuna inanmıştır...

@eski insan

 

13. yüzyıldan bu yana geçen yedi yüzyıl içinde, her zaman güncel kalabilmiş; yaşarlığını hiç yitirmemiş, hem halk katında, hem aydınlar arasında, hem edebiyat alanında etkinliğini sürdüregelmiş bir gizemci, büyük bir ozandır Yunus Emre.

 

Uzun süre yaşamıyla ilgili yeterli bilgiler edinilemediği için, söylencelere dayalı yaşamöyküsü sürüp gitmiştir. Bugün de, bu söylencelerin geçerliliğini yitirmediği söylenebilir. "Ermiş"lik katına ulaşmış bir kişi sayıldığı için Yunus Emre'nin yaşamının söylencelerle donatılmasını, bezenmesini de bir bakıma, doğal karşılamak gerekir.

 

Yakın yıllara dek Yunus Emre'nin okuma yazma bilmez bir halk ozanı olduğu sanılıyordu. Ona "ümmi" denişinin nedeni buydu. Sonraları Yunus Emre'nin kimliği, kişiliği, şiirleri, yaşamı üzerinde derinlikli incelemeler yapan uzmanlar, daha gerçekçi sonuçlara varabildiler. Bütün yaşamının gene de gereği gibi aydınlığa kavuştuğu ileri sürülemezse de ilk yıllarda olduğu gibi, tümüyle bilgiden yoksun da değiliz.

 

Yunus Emre'nin kimi şiirlerindeki dizelerden de yola çıkılarak, onun bir "ümmi" (okuma yazma bilmez) ozan olduğu yolundaki yargılar, artık geçerliğini tümüyle yitirmiştir. Anlaşılmıştır ki, Yunus bu "ümmi"lik yargısının bütünüyle dışında medrese öğrenimi görmüştür.

Üstelik iyi bir öğrenim görmüştür. Kuran'ı yorumlama bilimi olan tefsir, İslam Hukuku anlamına gelen fıkıh, YunanMitolojisi, İran Mitolojisi öğrenmiş;astronomi, yöntembilim (ilm-i usuli), Arapça, Farsça bilen, çağının aydın, ileri bir kişisidir. Aruzla yazdığı şiirlerinden onun bu ölçüyü, dolayısıyla bu şiiri de bildiği anlaşılıyor.

 

Bu nedenledir ki, özellikle Yunus Emre ile gizemcilik üzerinde uzmanlaşmış kimi araştırmacı ve incelemeciler, Yunus’un "bir halk ozanı" olmadığını "kesinlikle" vurgulama yoluna gitmişlerdir. Bu yargıya, bir bakıma "yanlış" denilemez. Elbette böyle bir eğitim, öğretimden geçmiş kişiyi halk ozanı tanımlamasının dar kalıpları içinde değerlendirmek, doğru bir yargıya varmaktan alıkoyabilir bizi. O zaman, “Yunus Emre'yi nereye koyacağız”sorusuna sağlıkla bir yanıt vermek gerekiyor.

 

Yunus Emre, her şeyden önce bir "tekke ozanı"dır. Bektaşi'dir. Bu gerçeği gözden ırak etmemek gerekir. Gizemciliğiderinine bilen bir kişidir. Şiirlerinin büyük çoğunluğunu hece ölçüsüyle yazmıştır. Yedi yüzyıldan bu yana, halkın içinde, yüreğinde, dilinde, beğenisinde yaşamıştır, yaşamaktadır. İlahileriyle (ilahi aşk şiirleriyle), nefesleriyle...

 

Yunus Emre ile halk öylesine bütünleşmiştir ki, onun için söylenceler çıkartılmış, dokuz yerde mezarı olduğu ileri sürülmüştür. Yunus’un dokuz ayrı yerde mezarı oluşu, onun halkıyla nasıl bir sevgi bağıyla kenetlendiğinin de bir başka somut örneği olsa gerekir. Böyle olunca, Yunus Emre'yi salt "gizemci ozan"lar kümesinde değerlendirmek, doğru, yerinde, sağlıklı bir değerlendirme olmaz kanısını taşıyorum. Gizemciliği ne ölçüde doğru, yerinde ise, halkla bütünleşmesi, halkın yüreğinde, düşünde, özünde yaşamakta oluşu da öylesine vurgulanması gereken bir gerçektir.

 

Bu gerçektir ki, Yunus Emre'yi "Türk Halk Şiiri"nin başustası saymamızı, onu öyle değerlendirmemizi, sunmamızı gerekli, zorunlu kılıyor. Halkla böylesine içiçe girmiş bir ozanı "halk bütünü"nden ayırmak, hem Yunus Emre'ye, hem halka haksızlık olurdu kanısındayız.

 

Yunus Emre, çağının halk konuşma dilini kullanmış, Oğuz lehçesiyle yazmıştır. Yer yer, biraz da gizemciliğinin zorunlu sonucu sayılabilecek Türkçe olmayan sözcükler, deyimler, terimler de kullanmak zorunda kaldığı görülüyor. Ne var ki, Yunus Emre'nin asıl önemli yanı, yalın bir halk diliyle, Türkçeyle en karmaşık gizemcilik bilgilerini halka ulaştırılabilmesidir. Üstelik, bunları şiirsel deyişten uzaklaşmadan yapabilmesidir. Çünkü, Yunus Emre'nin şiirleri salt gizemciliği öğretmek amacını güden "manzume"ler değildir.

 

Şiirleri üzerinde özenle durulduğunda görülüyor ki, Yunus Emre bir sözcük ustasıdır. Sözcüklerin istiflenmesinde, yerlerinin -ölçü değişmese de- değiştirilmesi, yerinden oynatılması olasılığı yoktur. Büyük ölçüde hece ölçüsü kullanan Yunus Emre, hecenin 7 ile 8'li kalıplarına eğilim göstermektedir.

Az sözle, ayrıntılı düşünceleri, duyguları söyleyebilmenin büyük ustasıdır Yunus Emre. Varlık, yokluk, insan, Tanrı, ölüm kavramlarını, aralarındaki bağlantıları, insancıllığı, sevecenliği, barışı, verimliliği, hoşgörüyü dizelerinde yoğurarak, 13. yüzyıldan bu yana bizlere dek ulaştırabilen güçlü, etkin, saygın bir ozan olan Yunus Emre'nin geleceğe de aynı güçlülükle, dirilikle, yenilikle varacağından kuşku duyulmamalıdır.

M. Sunullah Arısoy

@evin

 

Ekşi Sözlük üzerinden "Yunus Emre" başlığının tamamını görüntülemek  için tıklayın.

Yeni video eklenince haberin olsun.

YUNUS EMRE KİMDİR?

1238'de doğmuş, 1320'de sonsuzluğa göçmüştür.

 

Şair ve derviştir. Zihnini ve gönlünü yoğuruşu açısından sufi, mutasavvıf, ve daha da kapsayıcı perspektiften bakmak gerekirse mistik olarak tanımlanabilir.

 

Türkiye'de edebiyata güçlü etkileri olmuştur.

 

Sufizm'in Anadolu'daki önemli temsilcilerindendir. Rivayete göre Tapduk Emre'nin dergahında erenlik yolunda 40 yılını geçirmiştir. Mevlana Celaleddin Rumi ile birlikte Tasavvuf Edebiyatı'nın ustaları arasında gösterilir.

 

Derin hissiyatla ördüğü ilahi aşk ve kader temalı şiirleriyle öne çıkar. Hece ölçüsü, açık ve anlaşılır ifadeler kullanarak yazdığı şiirleri ile Anadolu Halk Şiiri'nde kendine yer edinmiştir. 1910'lar sonrasından başlayarak cumhuriyetin kurulduğu dönemde Divan Şiiri geleneğinin sona erdiği ve Türkiye'de edebiyatın kendine yeni kimlik bulduğu geçişin şekillenmesinde kilit rol oynamıştır.

 

Kaynak: Brittanica (italik kısım hariç)

 

FAYDALI SAYFALAR

 

Wikizero / Yunus Emre

YunusEmre.Net

Yunus Emre Televizyon Dizisi

EKŞİSÖZLÜK’TEN SEÇKİLER

 

Yüzyıllar öncesinden duru, akıcı bir Türkçeyle, ve kendini bulmuş bir ezgiyle kanatlanmış düşüncelerin insanı.

@otisabi

 

Tassavuf edebiyatının ağır toplarındandır. @ilaa2

 

Halkının yüreğinde yaşayıp halkının yüreğine gömülmek istercesine, şiirlerinden bile sağlığında tensel varlığını silip atmış, kimliği üstüne ipucu bırakmamıştır.

@huger

 

“Şeriat, tarikat, marifet, hakikat” olmak üzere tam dört ilkeden bahsetmektedir.

@spincrus

 

Hak ve halk dostu, sözü evrensel bir hak ozanıdır.

@homer

 

'Ego' denen ve insanın kalbini sarmış durumda olan şeyden kurtulmuş ender insanlardandır. Tek cümle; ama hiç bitmeyen kelimelerden oluşur.

@meengu

 

Yunus der ki: ‘Ey hoca istersen var bin hacca

hepisinde iyice, bir gönüle girebilmektir.’  @lovebist

 

İki kelime ile özetlemiştir herşeyi!
“Sevelim sevilelim...”

@karaalioqlu

 

Birçok alternatif tarihçi, Yunus Emre'nin Kürt olduğunu çeşitli kitaplarında altını çizerek belirtmiştir.

@perer

 

“Allah'tan kork” cümlesine yer vermemiştir. Sevgiyi öncüllemiştir.

@arzkara

 

Rüya gördüğü dili, anadili kılandır. "Cevapsız dil söylenir, nice bilsin bu lisan?"

@slazenger

 

Aşkın sesidir...

@zaman sokaklarda kayboluyordu

 

Risaletü'n Nushiyye (öğüt kitabı) ve Divan-ı İlahiyat (şiir) olmak üzere bilinen iki eseri vardır.

@senelerdirokuyoruzbiyazamadik

 

Büyük insan, hakiki derviş, ulu bilge.

@cinnet mustatili

 

Mevlana, sözü; Yunus, özü söyler.

@kronikduzelmez

 

Dil kursuna giderken Hindistan'da din felsefesi öğrenimi görmüş bir İngiliz hoca sınıfa “en çok sevdiğiniz tarihi şahsiyet kim” diye sordu. Sınıftakiler de %70 Atatürk, %20 padişah, %10 diğerleri olmak üzere cevapladılar. Bunun üzerine İngiliz hocanın eli kolu titremeye ve sinirlenmeye başladı.

En sonunda da patlayıverdi: ''Yunus Emre gibi bir kişiye sahip olduğunuz halde, neden bu kadar asker kafalısınız? Yıllardır bu soruyu sorarım, herkes aynı cevabı veriyor fakat kimse Yunus Emre demiyor. Bu korkunç bir şey.''

@kothbiro

 

Felsefesi tüm insanlığa hitap eder:

 

'Elif okudum ötürü

Pazar eyledim götürü

Yaratılanı severim

Yaratandan ötürü'

 

diyerek insan sevgisini dile getirmiştir.

@ceylin

 

Yunus Emre basit bir mistik, gözü hiçbir şey görmeyen meczup bir mutasavvıf değil, Babai isyancılarının kültürünü taşıyan, isyancı kuşağın yenilgisi sonrasında yaşamış bir halk adamıdır. "Yediği yoksul eti, içtiği yoksul kanı" olan beylere yüklenmesi, ölüm karşısındaki eşitliği, mal-mülk hevesinin boşluğunu anlatması hep bu düşüncenin neticesidir. Ne yazık ki bu topraklarda sosyalistler değil gerici muhafazakarlar sahipleniyor onu. @cibiliyetsizin teki

 

"Yunus'un meşhur 'çıktım erik dalına' dizeleri metafizik ilimlerde izlenecek yanlış bir metodun doğuracağı yanlış sonuçlara işaret eden nefis sözlerdir. Yani, üzüm yemek isteyen kimsenin erik ağacına çıkması daha baştan yaptığı büyük metodik hatadır. Üstelik erik ağacı diye çıktığı da erik ağacı değil ceviz ağacı olunca tam bir hata üstüne hata durumu yaşanacaktır. Bu tam bir kaos ve belirsizlik durumudur. Tanrıyı yanlış yollarda

aramanın ve orada bulduğunu zannetmenin şiir diliyle özetle ifadesidir Yunus'un sözleri. Bize göre yüzlerce sayfalık bir felsefe metnine eşdeğerdir bu sözler."

Mahmud Erol Kılıç

@belesptribinebandim

 

Dertliydi Yunus Emre, çünkü bütün

insanlığın yükünü, insan kardeşlerinin derdini kendi omuzlarında çekiyor, acılarıyla yüreği yanıyor, ölümleriyle azalıyor, doğumlarıyla çoğalıyordu. Kendini başka insanlarla öylesine özdeşleştirmişti ki... Kendi yok olmuş, silinmiş, bu dünyada ancak başkaları yaşar olmuştu.Ya da Yunus Emre başkaları adına yaşayan bir temsilci.

@gecetavugu

 

Anadolu'nun orta yerinden, halkın bağrından dünyaya seslenen; halkı seven, halkın sevdiği olan; halkın ağzından konuşan ve halkı kendi ağzından konuşturan; Türkçe, İnsanca ve Yunusça olmanın sırrını, yani gerçek şiirin sırrını bulan; yüreğini, düşüncesini ezenlere karşı ezilenlerden yana koyan; sevgiyi, insanlığı yücelten, Tanrı'yı alçakgönüllere, insanlığa, sevgiye indiren; insanları birliğe, dirliğe, doğruluğa, barışa çağıran, yaşamayı seven ama ölümden korkmayan; kendini, çevresini, çağını, dinini aşmasını, küçük kaygılardan kurtulup büyük kaygılara yönelmesini bilen; şairler şairi, insanlar insanı, garipler garibi, dostlar dostudur.

@poivre

 

Kişiliğini ve çektiği sıkıntıları anlayabilmek için yaşadığı devir hakkında bilgi sahibi olmanın elzem olduğu ozan. Haçlı seferleri, Moğol akınları, çeşitli isyanlar ve saltanat kavgaları ile kaynayan Anadolu'yu karış karış gezen Yunus, varlığını Anadolu'da birlik beraberliğin

kurulmasına adadı. Tüm beylikleri dolaştı, onlara dayanışmanın önemini anlattı. Daha gençlik yıllarında bilinmez sebeplerin, dermansız dertlerin içinde kayboldu. Dertlendikçe hüznüne, yalnızlığı arttıkça dermanına boyun eğer oldu. Yaradan'a vardıkça dertlilere yoldaş oldu. Yunus Emre'nin kişiliğini, şiirlerini, manevi dünyasını şekillendiren bu devir, çok karışık ve insanların büyük acılar çektiği bir dönemdi. Kendi hayat yolculuğunda karşılaştığı sıkıntıları eserlerine işledi.

@seylan

 

Felsefesinin altındaki en temel görüş tanrının birliği prensibi ve bunun ontolojik statüsüdür. Buna göre gerçek bir, ya da birin gerçekliği tanrıdır. O, varlığın ta kendisidir. Evrendeki her varlık, aslında kendi yeteneğinin izin verdiği ölçüde onu yansıtmaktadır. Evrenin yaratılışı onun kendi içine kapalı bir hazine olmaktan çıkarak “bilinmeyi arzu edişi" ile alakalıdır. Bu görüşe vahdet-i vücûd adı verilir.

Böyle bir görüşün, bir tür panteizm (kamutanrıcılık) şeklinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceği tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Bazıları ise, buna panteizm yerine panenteizm (her şey tanrıdacılık) demeyi tercih etmektedirler.

 

Öte yandan metafizik görüşlerden yola çıkan Yunus Emre, Platon'un 'ide'si yerine sevgiyi, özellikle de insan sevgisini koymakla felsefi boyutu terkeder görünmektedir.

@andrew

 

Dini aşk olan, aydınlanmış insan.

 

Gerçekle söylentilerin iç içe geçtiği hayat hikayesi, yüzyıllar boyu ortaya çıkmış Yunus karakterleri kendisi hakkında kapsamlı bir fikir veremese de geride bıraktığı şiirler ihtiyacımız olan bilgilerden çok daha fazlasını vermekte aslında. Onu diğer bütün Sufi erenlerinden fersah fersah ayıran; hümanist, toplumcu ve mistik oluşudur. Yani aslında kendisini tasavvuf felsefesi içinde çok özel bir yere koyar.

 

Dini aşk olan bir garip, aşık derviş. Gerisi de gerekmez bize zaten, onu anlamak için yürek yeter.

@mistaken identity

 

Bütün şiirlerinde farklılıkları anlayışla karşılamış, bütünleşmeyi, hoşgörmeyi, sevmeyi öğretmeğe çalışmıştır. Bu yönleriyle Alevi-Bektaşi Edebiyatı temsilcileri onu pirleri kabul ederler.

Yunus Emre, mezhepler üstüdür.

...

Onun sanatında didaktizm (öğreticilik), doğal anlatım, aşıkane eda ile şiir dilinde eritilmiştir. Eserlerinde içerik kendine özgüdür. Şiirlerindeki ses ve ahenk yüksek düzeyde, söyleyiş özgündür. Onun 750 yıl önce açtığı çığır çağlar boyu devam etmiş, kendinden sonra gelen aşıkları etkilemiştir.

Velayetname'deki menkıbelere dayanarak sünni kesim de onu kendinden görmüştür.

...

Prof. Dr. Erman Artun

@libertarian

 

Yunus Emre'ye göre, elde tespih, dilde dua, herşeyden elini eteğini çekmiş insanlara yakıştırılan dervişlik, sonradan ortaya çıkan bir sapmadır. Bağnazlık ve körü körüne kaderciliği ortadan kaldırmak, insanlık yolunda çaba göstermek gerekmektedir. Onda yaşama çoşkusu ve sevinci görülür.

 

Dervişlik dedikleri

Hırka ile taç değil

Gönlünü derviş eden

Hırkaya muhtaç değil

 

İnsanın kendi benliğindeki yaradanına ulaşabilmesi için kendi benliğini seyretmesi gerektir. Benliğinde gizli ve örtük olan yaradan değil, insandır.

 

Bende baktım bende gördüm benim ile bir olanı

Suretime can olanı kimdurur (ben) bildim ahi

Ben bunda seyreder iken, acep sırra erdim ahi

Bir siz dahi sizde görün, dostu bende gördüm ahi

 

Yunus Emre, insanoğlunun yıkıcı, zalim, hoyrat, kaba taraflarını törpüleyip, kendini kendi tehlikesinden geri çekmenin lüzumuna inanmıştır...

@eski insan

 

13. yüzyıldan bu yana geçen yedi yüzyıl içinde, her zaman güncel kalabilmiş; yaşarlığını hiç yitirmemiş, hem halk katında, hem aydınlar arasında, hem edebiyat alanında etkinliğini sürdüregelmiş bir gizemci, büyük bir ozandır Yunus Emre.

 

Uzun süre yaşamıyla ilgili yeterli bilgiler edinilemediği için, söylencelere dayalı yaşamöyküsü sürüp gitmiştir. Bugün de, bu söylencelerin geçerliliğini yitirmediği söylenebilir. "Ermiş"lik katına ulaşmış bir kişi sayıldığı için Yunus Emre'nin yaşamının söylencelerle donatılmasını, bezenmesini de bir bakıma, doğal karşılamak gerekir.

 

Yakın yıllara dek Yunus Emre'nin okuma yazma bilmez bir halk ozanı olduğu sanılıyordu. Ona "ümmi" denişinin nedeni buydu. Sonraları Yunus Emre'nin kimliği, kişiliği, şiirleri, yaşamı üzerinde derinlikli incelemeler yapan uzmanlar, daha gerçekçi sonuçlara varabildiler. Bütün yaşamının gene de gereği gibi aydınlığa kavuştuğu ileri sürülemezse de ilk yıllarda olduğu gibi, tümüyle bilgiden yoksun da değiliz.

 

Yunus Emre'nin kimi şiirlerindeki dizelerden de yola çıkılarak, onun bir "ümmi" (okuma yazma bilmez) ozan olduğu yolundaki yargılar, artık geçerliğini tümüyle yitirmiştir. Anlaşılmıştır ki, Yunus bu "ümmi"lik yargısının bütünüyle dışında medrese öğrenimi görmüştür.

Üstelik iyi bir öğrenim görmüştür. Kuran'ı yorumlama bilimi olan tefsir, İslam Hukuku anlamına gelen fıkıh, YunanMitolojisi, İran Mitolojisi öğrenmiş;astronomi, yöntembilim (ilm-i usuli), Arapça, Farsça bilen, çağının aydın, ileri bir kişisidir. Aruzla yazdığı şiirlerinden onun bu ölçüyü, dolayısıyla bu şiiri de bildiği anlaşılıyor.

 

Bu nedenledir ki, özellikle Yunus Emre ile gizemcilik üzerinde uzmanlaşmış kimi araştırmacı ve incelemeciler, Yunus’un "bir halk ozanı" olmadığını "kesinlikle" vurgulama yoluna gitmişlerdir. Bu yargıya, bir bakıma "yanlış" denilemez. Elbette böyle bir eğitim, öğretimden geçmiş kişiyi halk ozanı tanımlamasının dar kalıpları içinde değerlendirmek, doğru bir yargıya varmaktan alıkoyabilir bizi. O zaman, “Yunus Emre'yi nereye koyacağız”sorusuna sağlıkla bir yanıt vermek gerekiyor.

 

Yunus Emre, her şeyden önce bir "tekke ozanı"dır. Bektaşi'dir. Bu gerçeği gözden ırak etmemek gerekir. Gizemciliğiderinine bilen bir kişidir. Şiirlerinin büyük çoğunluğunu hece ölçüsüyle yazmıştır. Yedi yüzyıldan bu yana, halkın içinde, yüreğinde, dilinde, beğenisinde yaşamıştır, yaşamaktadır. İlahileriyle (ilahi aşk şiirleriyle), nefesleriyle...

 

Yunus Emre ile halk öylesine bütünleşmiştir ki, onun için söylenceler çıkartılmış, dokuz yerde mezarı olduğu ileri sürülmüştür. Yunus’un dokuz ayrı yerde mezarı oluşu, onun halkıyla nasıl bir sevgi bağıyla kenetlendiğinin de bir başka somut örneği olsa gerekir. Böyle olunca, Yunus Emre'yi salt "gizemci ozan"lar kümesinde değerlendirmek, doğru, yerinde, sağlıklı bir değerlendirme olmaz kanısını taşıyorum. Gizemciliği ne ölçüde doğru, yerinde ise, halkla bütünleşmesi, halkın yüreğinde, düşünde, özünde yaşamakta oluşu da öylesine vurgulanması gereken bir gerçektir.

 

Bu gerçektir ki, Yunus Emre'yi "Türk Halk Şiiri"nin başustası saymamızı, onu öyle değerlendirmemizi, sunmamızı gerekli, zorunlu kılıyor. Halkla böylesine içiçe girmiş bir ozanı "halk bütünü"nden ayırmak, hem Yunus Emre'ye, hem halka haksızlık olurdu kanısındayız.

 

Yunus Emre, çağının halk konuşma dilini kullanmış, Oğuz lehçesiyle yazmıştır. Yer yer, biraz da gizemciliğinin zorunlu sonucu sayılabilecek Türkçe olmayan sözcükler, deyimler, terimler de kullanmak zorunda kaldığı görülüyor. Ne var ki, Yunus Emre'nin asıl önemli yanı, yalın bir halk diliyle, Türkçeyle en karmaşık gizemcilik bilgilerini halka ulaştırılabilmesidir. Üstelik, bunları şiirsel deyişten uzaklaşmadan yapabilmesidir. Çünkü, Yunus Emre'nin şiirleri salt gizemciliği öğretmek amacını güden "manzume"ler değildir.

 

Şiirleri üzerinde özenle durulduğunda görülüyor ki, Yunus Emre bir sözcük ustasıdır. Sözcüklerin istiflenmesinde, yerlerinin -ölçü değişmese de- değiştirilmesi, yerinden oynatılması olasılığı yoktur. Büyük ölçüde hece ölçüsü kullanan Yunus Emre, hecenin 7 ile 8'li kalıplarına eğilim göstermektedir.

Az sözle, ayrıntılı düşünceleri, duyguları söyleyebilmenin büyük ustasıdır Yunus Emre. Varlık, yokluk, insan, Tanrı, ölüm kavramlarını, aralarındaki bağlantıları, insancıllığı, sevecenliği, barışı, verimliliği, hoşgörüyü dizelerinde yoğurarak, 13. yüzyıldan bu yana bizlere dek ulaştırabilen güçlü, etkin, saygın bir ozan olan Yunus Emre'nin geleceğe de aynı güçlülükle, dirilikle, yenilikle varacağından kuşku duyulmamalıdır.

M. Sunullah Arısoy

@evin

 

Ekşi Sözlük üzerinden "Yunus Emre" başlığının tamamını görüntülemek  için tıklayın.

EKŞİSÖZLÜK’TEN SEÇKİLER

 

Yüzyıllar öncesinden duru, akıcı bir Türkçeyle, ve kendini bulmuş bir ezgiyle kanatlanmış düşüncelerin insanı.

@otisabi

 

Tassavuf edebiyatının ağır toplarındandır. @ilaa2

 

Halkının yüreğinde yaşayıp halkının yüreğine gömülmek istercesine, şiirlerinden bile sağlığında tensel varlığını silip atmış, kimliği üstüne ipucu bırakmamıştır.

@huger

 

“Şeriat, tarikat, marifet, hakikat” olmak üzere tam dört ilkeden bahsetmektedir.

@spincrus

 

Hak ve halk dostu, sözü evrensel bir hak ozanıdır.

@homer

 

'Ego' denen ve insanın kalbini sarmış durumda olan şeyden kurtulmuş ender insanlardandır. Tek cümle; ama hiç bitmeyen kelimelerden oluşur.

@meengu

 

Yunus der ki: ‘Ey hoca istersen var bin hacca

hepisinde iyice, bir gönüle girebilmektir.’  @lovebist

 

İki kelime ile özetlemiştir herşeyi!
“Sevelim sevilelim...”

@karaalioqlu

 

Birçok alternatif tarihçi, Yunus Emre'nin Kürt olduğunu çeşitli kitaplarında altını çizerek belirtmiştir.

@perer

 

“Allah'tan kork” cümlesine yer vermemiştir. Sevgiyi öncüllemiştir.

@arzkara

 

Rüya gördüğü dili, anadili kılandır. "Cevapsız dil söylenir, nice bilsin bu lisan?"

@slazenger

 

Aşkın sesidir...

@zaman sokaklarda kayboluyordu

 

Risaletü'n Nushiyye (öğüt kitabı) ve Divan-ı İlahiyat (şiir) olmak üzere bilinen iki eseri vardır.

@senelerdirokuyoruzbiyazamadik

 

Büyük insan, hakiki derviş, ulu bilge.

@cinnet mustatili

 

Mevlana, sözü; Yunus, özü söyler.

@kronikduzelmez

 

Dil kursuna giderken Hindistan'da din felsefesi öğrenimi görmüş bir İngiliz hoca sınıfa “en çok sevdiğiniz tarihi şahsiyet kim” diye sordu. Sınıftakiler de %70 Atatürk, %20 padişah, %10 diğerleri olmak üzere cevapladılar. Bunun üzerine İngiliz hocanın eli kolu titremeye ve sinirlenmeye başladı.

En sonunda da patlayıverdi: ''Yunus Emre gibi bir kişiye sahip olduğunuz halde, neden bu kadar asker kafalısınız? Yıllardır bu soruyu sorarım, herkes aynı cevabı veriyor fakat kimse Yunus Emre demiyor. Bu korkunç bir şey.''

@kothbiro

 

Felsefesi tüm insanlığa hitap eder:

 

'Elif okudum ötürü

Pazar eyledim götürü

Yaratılanı severim

Yaratandan ötürü'

 

diyerek insan sevgisini dile getirmiştir.

@ceylin

 

Yunus Emre basit bir mistik, gözü hiçbir şey görmeyen meczup bir mutasavvıf değil, Babai isyancılarının kültürünü taşıyan, isyancı kuşağın yenilgisi sonrasında yaşamış bir halk adamıdır. "Yediği yoksul eti, içtiği yoksul kanı" olan beylere yüklenmesi, ölüm karşısındaki eşitliği, mal-mülk hevesinin boşluğunu anlatması hep bu düşüncenin neticesidir. Ne yazık ki bu topraklarda sosyalistler değil gerici muhafazakarlar sahipleniyor onu. @cibiliyetsizin teki

 

"Yunus'un meşhur 'çıktım erik dalına' dizeleri metafizik ilimlerde izlenecek yanlış bir metodun doğuracağı yanlış sonuçlara işaret eden nefis sözlerdir. Yani, üzüm yemek isteyen kimsenin erik ağacına çıkması daha baştan yaptığı büyük metodik hatadır. Üstelik erik ağacı diye çıktığı da erik ağacı değil ceviz ağacı olunca tam bir hata üstüne hata durumu yaşanacaktır. Bu tam bir kaos ve belirsizlik durumudur. Tanrıyı yanlış yollarda

aramanın ve orada bulduğunu zannetmenin şiir diliyle özetle ifadesidir Yunus'un sözleri. Bize göre yüzlerce sayfalık bir felsefe metnine eşdeğerdir bu sözler."

Mahmud Erol Kılıç

@belesptribinebandim

 

Dertliydi Yunus Emre, çünkü bütün

insanlığın yükünü, insan kardeşlerinin derdini kendi omuzlarında çekiyor, acılarıyla yüreği yanıyor, ölümleriyle azalıyor, doğumlarıyla çoğalıyordu. Kendini başka insanlarla öylesine özdeşleştirmişti ki... Kendi yok olmuş, silinmiş, bu dünyada ancak başkaları yaşar olmuştu.Ya da Yunus Emre başkaları adına yaşayan bir temsilci.

@gecetavugu

 

Anadolu'nun orta yerinden, halkın bağrından dünyaya seslenen; halkı seven, halkın sevdiği olan; halkın ağzından konuşan ve halkı kendi ağzından konuşturan; Türkçe, İnsanca ve Yunusça olmanın sırrını, yani gerçek şiirin sırrını bulan; yüreğini, düşüncesini ezenlere karşı ezilenlerden yana koyan; sevgiyi, insanlığı yücelten, Tanrı'yı alçakgönüllere, insanlığa, sevgiye indiren; insanları birliğe, dirliğe, doğruluğa, barışa çağıran, yaşamayı seven ama ölümden korkmayan; kendini, çevresini, çağını, dinini aşmasını, küçük kaygılardan kurtulup büyük kaygılara yönelmesini bilen; şairler şairi, insanlar insanı, garipler garibi, dostlar dostudur.

@poivre

 

Kişiliğini ve çektiği sıkıntıları anlayabilmek için yaşadığı devir hakkında bilgi sahibi olmanın elzem olduğu ozan. Haçlı seferleri, Moğol akınları, çeşitli isyanlar ve saltanat kavgaları ile kaynayan Anadolu'yu karış karış gezen Yunus, varlığını Anadolu'da birlik beraberliğin

kurulmasına adadı. Tüm beylikleri dolaştı, onlara dayanışmanın önemini anlattı. Daha gençlik yıllarında bilinmez sebeplerin, dermansız dertlerin içinde kayboldu. Dertlendikçe hüznüne, yalnızlığı arttıkça dermanına boyun eğer oldu. Yaradan'a vardıkça dertlilere yoldaş oldu. Yunus Emre'nin kişiliğini, şiirlerini, manevi dünyasını şekillendiren bu devir, çok karışık ve insanların büyük acılar çektiği bir dönemdi. Kendi hayat yolculuğunda karşılaştığı sıkıntıları eserlerine işledi.

@seylan

 

Felsefesinin altındaki en temel görüş tanrının birliği prensibi ve bunun ontolojik statüsüdür. Buna göre gerçek bir, ya da birin gerçekliği tanrıdır. O, varlığın ta kendisidir. Evrendeki her varlık, aslında kendi yeteneğinin izin verdiği ölçüde onu yansıtmaktadır. Evrenin yaratılışı onun kendi içine kapalı bir hazine olmaktan çıkarak “bilinmeyi arzu edişi" ile alakalıdır. Bu görüşe vahdet-i vücûd adı verilir.

Böyle bir görüşün, bir tür panteizm (kamutanrıcılık) şeklinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceği tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Bazıları ise, buna panteizm yerine panenteizm (her şey tanrıdacılık) demeyi tercih etmektedirler.

 

Öte yandan metafizik görüşlerden yola çıkan Yunus Emre, Platon'un 'ide'si yerine sevgiyi, özellikle de insan sevgisini koymakla felsefi boyutu terkeder görünmektedir.

@andrew

 

Dini aşk olan, aydınlanmış insan.

 

Gerçekle söylentilerin iç içe geçtiği hayat hikayesi, yüzyıllar boyu ortaya çıkmış Yunus karakterleri kendisi hakkında kapsamlı bir fikir veremese de geride bıraktığı şiirler ihtiyacımız olan bilgilerden çok daha fazlasını vermekte aslında. Onu diğer bütün Sufi erenlerinden fersah fersah ayıran; hümanist, toplumcu ve mistik oluşudur. Yani aslında kendisini tasavvuf felsefesi içinde çok özel bir yere koyar.

 

Dini aşk olan bir garip, aşık derviş. Gerisi de gerekmez bize zaten, onu anlamak için yürek yeter.

@mistaken identity

 

Bütün şiirlerinde farklılıkları anlayışla karşılamış, bütünleşmeyi, hoşgörmeyi, sevmeyi öğretmeğe çalışmıştır. Bu yönleriyle Alevi-Bektaşi Edebiyatı temsilcileri onu pirleri kabul ederler.

Yunus Emre, mezhepler üstüdür.

...

Onun sanatında didaktizm (öğreticilik), doğal anlatım, aşıkane eda ile şiir dilinde eritilmiştir. Eserlerinde içerik kendine özgüdür. Şiirlerindeki ses ve ahenk yüksek düzeyde, söyleyiş özgündür. Onun 750 yıl önce açtığı çığır çağlar boyu devam etmiş, kendinden sonra gelen aşıkları etkilemiştir.

Velayetname'deki menkıbelere dayanarak sünni kesim de onu kendinden görmüştür.

...

Prof. Dr. Erman Artun

@libertarian

 

Yunus Emre'ye göre, elde tespih, dilde dua, herşeyden elini eteğini çekmiş insanlara yakıştırılan dervişlik, sonradan ortaya çıkan bir sapmadır. Bağnazlık ve körü körüne kaderciliği ortadan kaldırmak, insanlık yolunda çaba göstermek gerekmektedir. Onda yaşama çoşkusu ve sevinci görülür.

 

Dervişlik dedikleri

Hırka ile taç değil

Gönlünü derviş eden

Hırkaya muhtaç değil

 

İnsanın kendi benliğindeki yaradanına ulaşabilmesi için kendi benliğini seyretmesi gerektir. Benliğinde gizli ve örtük olan yaradan değil, insandır.

 

Bende baktım bende gördüm benim ile bir olanı

Suretime can olanı kimdurur (ben) bildim ahi

Ben bunda seyreder iken, acep sırra erdim ahi

Bir siz dahi sizde görün, dostu bende gördüm ahi

 

Yunus Emre, insanoğlunun yıkıcı, zalim, hoyrat, kaba taraflarını törpüleyip, kendini kendi tehlikesinden geri çekmenin lüzumuna inanmıştır...

@eski insan

 

13. yüzyıldan bu yana geçen yedi yüzyıl içinde, her zaman güncel kalabilmiş; yaşarlığını hiç yitirmemiş, hem halk katında, hem aydınlar arasında, hem edebiyat alanında etkinliğini sürdüregelmiş bir gizemci, büyük bir ozandır Yunus Emre.

 

Uzun süre yaşamıyla ilgili yeterli bilgiler edinilemediği için, söylencelere dayalı yaşamöyküsü sürüp gitmiştir. Bugün de, bu söylencelerin geçerliliğini yitirmediği söylenebilir. "Ermiş"lik katına ulaşmış bir kişi sayıldığı için Yunus Emre'nin yaşamının söylencelerle donatılmasını, bezenmesini de bir bakıma, doğal karşılamak gerekir.

 

Yakın yıllara dek Yunus Emre'nin okuma yazma bilmez bir halk ozanı olduğu sanılıyordu. Ona "ümmi" denişinin nedeni buydu. Sonraları Yunus Emre'nin kimliği, kişiliği, şiirleri, yaşamı üzerinde derinlikli incelemeler yapan uzmanlar, daha gerçekçi sonuçlara varabildiler. Bütün yaşamının gene de gereği gibi aydınlığa kavuştuğu ileri sürülemezse de ilk yıllarda olduğu gibi, tümüyle bilgiden yoksun da değiliz.

 

Yunus Emre'nin kimi şiirlerindeki dizelerden de yola çıkılarak, onun bir "ümmi" (okuma yazma bilmez) ozan olduğu yolundaki yargılar, artık geçerliğini tümüyle yitirmiştir. Anlaşılmıştır ki, Yunus bu "ümmi"lik yargısının bütünüyle dışında medrese öğrenimi görmüştür.

Üstelik iyi bir öğrenim görmüştür. Kuran'ı yorumlama bilimi olan tefsir, İslam Hukuku anlamına gelen fıkıh, YunanMitolojisi, İran Mitolojisi öğrenmiş;astronomi, yöntembilim (ilm-i usuli), Arapça, Farsça bilen, çağının aydın, ileri bir kişisidir. Aruzla yazdığı şiirlerinden onun bu ölçüyü, dolayısıyla bu şiiri de bildiği anlaşılıyor.

 

Bu nedenledir ki, özellikle Yunus Emre ile gizemcilik üzerinde uzmanlaşmış kimi araştırmacı ve incelemeciler, Yunus’un "bir halk ozanı" olmadığını "kesinlikle" vurgulama yoluna gitmişlerdir. Bu yargıya, bir bakıma "yanlış" denilemez. Elbette böyle bir eğitim, öğretimden geçmiş kişiyi halk ozanı tanımlamasının dar kalıpları içinde değerlendirmek, doğru bir yargıya varmaktan alıkoyabilir bizi. O zaman, “Yunus Emre'yi nereye koyacağız”sorusuna sağlıkla bir yanıt vermek gerekiyor.

 

Yunus Emre, her şeyden önce bir "tekke ozanı"dır. Bektaşi'dir. Bu gerçeği gözden ırak etmemek gerekir. Gizemciliğiderinine bilen bir kişidir. Şiirlerinin büyük çoğunluğunu hece ölçüsüyle yazmıştır. Yedi yüzyıldan bu yana, halkın içinde, yüreğinde, dilinde, beğenisinde yaşamıştır, yaşamaktadır. İlahileriyle (ilahi aşk şiirleriyle), nefesleriyle...

 

Yunus Emre ile halk öylesine bütünleşmiştir ki, onun için söylenceler çıkartılmış, dokuz yerde mezarı olduğu ileri sürülmüştür. Yunus’un dokuz ayrı yerde mezarı oluşu, onun halkıyla nasıl bir sevgi bağıyla kenetlendiğinin de bir başka somut örneği olsa gerekir. Böyle olunca, Yunus Emre'yi salt "gizemci ozan"lar kümesinde değerlendirmek, doğru, yerinde, sağlıklı bir değerlendirme olmaz kanısını taşıyorum. Gizemciliği ne ölçüde doğru, yerinde ise, halkla bütünleşmesi, halkın yüreğinde, düşünde, özünde yaşamakta oluşu da öylesine vurgulanması gereken bir gerçektir.

 

Bu gerçektir ki, Yunus Emre'yi "Türk Halk Şiiri"nin başustası saymamızı, onu öyle değerlendirmemizi, sunmamızı gerekli, zorunlu kılıyor. Halkla böylesine içiçe girmiş bir ozanı "halk bütünü"nden ayırmak, hem Yunus Emre'ye, hem halka haksızlık olurdu kanısındayız.

 

Yunus Emre, çağının halk konuşma dilini kullanmış, Oğuz lehçesiyle yazmıştır. Yer yer, biraz da gizemciliğinin zorunlu sonucu sayılabilecek Türkçe olmayan sözcükler, deyimler, terimler de kullanmak zorunda kaldığı görülüyor. Ne var ki, Yunus Emre'nin asıl önemli yanı, yalın bir halk diliyle, Türkçeyle en karmaşık gizemcilik bilgilerini halka ulaştırılabilmesidir. Üstelik, bunları şiirsel deyişten uzaklaşmadan yapabilmesidir. Çünkü, Yunus Emre'nin şiirleri salt gizemciliği öğretmek amacını güden "manzume"ler değildir.

 

Şiirleri üzerinde özenle durulduğunda görülüyor ki, Yunus Emre bir sözcük ustasıdır. Sözcüklerin istiflenmesinde, yerlerinin -ölçü değişmese de- değiştirilmesi, yerinden oynatılması olasılığı yoktur. Büyük ölçüde hece ölçüsü kullanan Yunus Emre, hecenin 7 ile 8'li kalıplarına eğilim göstermektedir.

Az sözle, ayrıntılı düşünceleri, duyguları söyleyebilmenin büyük ustasıdır Yunus Emre. Varlık, yokluk, insan, Tanrı, ölüm kavramlarını, aralarındaki bağlantıları, insancıllığı, sevecenliği, barışı, verimliliği, hoşgörüyü dizelerinde yoğurarak, 13. yüzyıldan bu yana bizlere dek ulaştırabilen güçlü, etkin, saygın bir ozan olan Yunus Emre'nin geleceğe de aynı güçlülükle, dirilikle, yenilikle varacağından kuşku duyulmamalıdır.

M. Sunullah Arısoy

@evin

 

Ekşi Sözlük üzerinden "Yunus Emre" başlığının tamamını görüntülemek  için tıklayın.

Severim ben seni candan içeri,

Yolum vardır bu erkandan içeri.

 

Beni bende deme bende değilim,

Bir ben vardır bende benden içeri.

 

Nereye bakar isem dopdolusun,

Seni nere koyam benden içeri.

 

O bir dilberdürür yoktur nişanı,

Nişan olur mu nişandan içeri.

 

Beni bana sorma bende değilim,

Suretim boş yürür dondan içeri.

 

Beni benden alana ermez elim,

Kadem kim basa sultandan içeri.

 

Tecelliden nasip erdi kimine,

Kiminin maksudu bundan içeri.

 

Kime didar gününden şule değse,

Onun şulesi var günden içeri.

 

Senin aşkın beni benden alıptır,

Ne şirin dert bu dermandan içeri.

 

Şeriat, tarikat yoldur varana,

Hakikat, marifet andan içeri.

 

Süleyman kuş dilin bilir dediler,

Süleyman var Süleyman'dan içeri.

 

Unuttum din diyanet kaldı benden,

Bu ne mezhepdürür dinden içeri.

 

Dinin terkedenin küfürdür işi,

Bu ne küfürdür imandan içeri.

 

Miskin Yunus gözü tuş oldu sana,

Kapında bir kuldur senden içeri.

Z

Şiiri sözcük anlamları ve kavram açıklamalarıyla görüntülemek için tıklayın.

d

W